Olark Livehelp

 

 

Formspring widget ını bloguma entegre etmiş bulunmaktayım.Başlıkta belirttiğim gibi herhangi bir şey sorabilirsiniz ama cevap verirmiyim bilmiyorum:)

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 1 Yorumlar| Trackback



 

Herkese yeniden merhaba:)

     Bakıyorumda girdi yapmayalı aylar geçmiş(5 aycık);terkedilmiş bir site görünümüne bürünülmüş:( Bu pasifliiği üzerimden atma zamanı geldide geçmişti.

     Geride kalan zaman diliminde hayatımda bazı değişiklikler oldu tabiki.Üniversite hayatımdan bir dönemi daha başarıyla geride bırakarak son dönemime yarın giriyorum.Başlıkta da kullandığım gibi benim için son düzlük denebilir.Rahat,eğlenceli gelecek planları yapacağım en önemliside AKTİF bir 4 ay beni bekliyor.Bunların yanında tabiki 4 yılımı birlikte geçirdiğim birçok arkadaşım,hocalarım ve üniversitemden ayrılmanın üzüntüsü...Hayatımda beni nelerin beklediğini bir gram da olsa kestiremediğim bir dönemdeyim.Aslında ilginçtir bu beni heyecanlandırıyor,hiçbir plan yapamamak kötü ama.

    Zaman ne gösterecek büyük merakla bekliyorum.Evet şimdi zaman aktiflik zamanıdır.Daha sık görüşmek dileğimle...

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 0 Yorumlar| Trackback



 


                Küçük bir ofiste 3 kişiyle faaliyete başlayan Turkcell, 15 yıl içinde 50 bin kişiye istihdam sağlayarak Türkiye’nin en değerli şirketi haline geldi.Bugün dünya markaları arasında yer alan Turkcell, 1993 yılında faaliyetlerine Mecidiyeköy’de açtığı ufak bir ofiste yalnızca 3 kişiyle başladı. Yıl sonuna kadar çalışan sayısını 80′e yükseltti. 1994 yılında Türkiye’deki ilk cep telefonu konuşması, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakanı Tansu Çiller arasında Turkcell şebekeleri üzerinden gerçekleşti.
            

Okuduğunuzda sizlere çok şey katacağını düşündüğüm bu yazıda bulacaklarınız;

  • Turkcell in fikir babası kimdi?
  • Hangi dev holdingler Turkcell e yatırım yapmadıkları için pişman oldu?
  • Pepsi Cola’nın Türkiye Bölgesi Finans Direktörün Turkcell e CEO oluşu
  • Turkcell in karmaşık hissedar yapısı nasıl ve şuan ki hissedarlar kimler?

             Her şey 1988 yılında Wall Street Journal ve Financial Times’da yayınlanan haberlerle başladı.1980’ler Türkiye’nin dışa açıldığı ve ihracatın patladığı ilk yıllardı. Ama bu büyüme çok hızlı gerçekleşince şirketler bu büyüklüğe hazırlıksız yakalanmışlardı. Bu sıkıntılı dönem 1980’lerin sonuna doğru dış ticaret sermaye şirketlerinin yapısının değişmesine yol açtı.

            Dönemin parlak şirketlerinden Penta Dış Ticaret de bu gelişmelerden nasibini aldı ve küçüldü. Penta Dış Ticaret küçülmüştü ancak bu şirketin bir yan kuruluşu olan Penta Tekstil 3 ortağıyla yoluna devam ediyordu. Bu üç ortak Murat Vargı, Muzaffer Akpınar ve Tevfik Yazıcıoğlu’ydu.

           İşte tam o dönemlerde Finacial Times’da Murat Vargı’yla, Wall Street Journal’da da Muzaffer Akpınar’la yapılan Penta Tekstil’in çalışmalarına ilişkin röportajlar yayınlandı. Yazıların özünde genç Türk girişimcilerinin başarıları anlatılıyordu. Bu iki gazetede çıkan röportajlar hemen etkisini gösterdi. İsveçli bir GSM girişimcisi kısa bir süre sonra hem Murat Vargı’ya hem de Muzaffer Akpınar’a bir yazı yazdı ve GSM işinden söz etti. Murat Vargı kaderlerini değiştirecek bu mektubu ciddiye aldı ve İsveç’e gitti. İlk görüşmeleri yaptı. Her şey iyiydi. Ancak tek bir sorun vardı; para. Vargı ve çevresindekiler işin büyüyeceğine inanıyorlar ama buna sermaye koyacak birini bulma konusunda zorlanıyorlardı. Murat Vargı tam bu noktada kritik bir karar verdi: Önce Türkiye”nin en büyük iki grubuna gidilecekti.

 

Turkcell in fikir babası Murat VARGI

           Vargı önceliği Koç Holding’e verdi. Bu karardan sonra Koç Grubu’yla görüşüldü. Koç “bu iş olmaz” dedi. Başvurulan ikinci grup, Sabancı Holding’in de yanıtı daha doğrusu yanılgısı Koç’tan farklı değildi.

Sabancı Holding Turkcell e yatırım yapmadıkları için pişman oldu

          10 yıl sonra kaçan fırsatı Sakıp Sabancı o kendine özgü uslubuyla şöyle özetledi: “İçimiz yanıyor ağam... İçimiz.”

          Bu iki görüşme Murat Vargı’yı hayal kırıklığına uğrattı ama yıldırmadı. O parçaları birleştirme ve sonuca gitme özelliğini burada da gösterdi. Bıkmadan usanmadan görüşmelerini sürdürdü. Murat Vargı ve Penta Tekstil’e istediği cevap nihayet Çukurova Grubu’ndan geldi. Grubun genç ve dışa açık patronu Mehmet Emin Karamehmet ‘evet’ dedi. Bu ‘evet’in değerinin 25 milyar dolar olduğu sonradan anlaşıldı. ‘Evet’in anlamı ortaya çıktığında da Türkiye’de herşey değişmiş, teknoloji hayatın her alanına damgasını vurmaya başlamıştı.

          Bu ‘evet’ten sonrası hepimizin bildiği bir hikaye. Murat Vargı proje kendisine ulaştıktan tam 6 yıl sonra Karamehmet’i ‘evet’ deme noktasına getirdi ve 6 yıl sonra Turkcell kuruldu.

          1994 yılında Turkcell kurulduğunda abone sayısı 40 bin, çalışan sayısı ise sadece 80’di.

Pepsi Cola’nın Türkiye Bölgesi Finans Direktörü Cüneyt Türktan Turkcell'e

         Proje sahibi ve sermaye grubu bir araya gelmiş ve şirketi hayalden gerçeğe dönüştürmüştü. Artık bu noktadan sonra iş profesyonellere kalmıştı. Onlar da işin hakkını verdi. Şirket kurulduktan hemen sonra işin profesyoneli olarak  daha sonrasında Avea CEO su olacak Cüneyt Türktan girdi. Cüneyt Türktan o dönem Pepsi Cola’nın Türkiye Bölgesi Finans Direktörüydü. Türktan, bu görevi bıraktı ve Turkcell’e Genel Müdür oldu. 6 yılda Turkcell’in bu noktaya gelmesinde önemli isimlerden biri olan Türktan o dönemi şöyle anlatmıştı;

       “Turkcell’e geçerken birçok yerden tepki aldım. Herkes niye uluslararası bir şirketi bırakıp Turkcell’e geçtiğimi merak ediyordu. Benim düşüncem ise, böyle yeni kurulmuş bir şirketin niye uluslararası boyutlara taşınamayacağı idi. Benim Turkcell’e geliş sebebim Turkcell’i yeniden toparlamak, düzenlemekti. Beni buraya çeken de yeni teknoloji olması ve insanların tüketime yönelik eğilimlerinin artmasıydı. Türkiye bir tüketim piyasasıydı ve potansiyeli hissettim.”

Turkcell deki Karmaşık Hisse Yapısı

        TURKCELL'de gerçekten çok karmaşık bir hisse yapısı bulunuyor. Halka açık olan Turkcell İletişim'in yüzde 51'i Turkcell Holding'in elinde. Turkcell Holding'in ise yüzde 52.91'i Çukurova Telecom Holding'e, yüzde 47.09'u da TeliaSonera iştiraki olan Sonera Holding BV'e ait.Turkcell Holding'in hakim ortağı Çukurova Telecom Holding'de ise yüzde 51 yine Karamehmet'e ait. Hisselerin yüzde 49'una ise Alfa Telecom Turkey  sahip. Yani Karamehmet hep yüzde 51'leri elinde tutarak esas şirket olan Turkcell İletişim'e hükmedebiliyor.

Turkcell İletişim'in ortakları


% 51 Turkcell Holding

% 0.05 Çukurova Holding

% 13.07 TeliaSonera

% 33.48 halka açık

% 2.32 Murat Vargı

% 0.07 Mapfre Sigorta

% 0.01 diğer hissedarlar

 

             Turkcell Teknoloji Merkezi

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 1 Yorumlar| Trackback



 

 

               Hayalen geçmiş zamana doğru uzanalım. Git gide tâ dünyanın lâv hâlinden yeni yeni uzaklaşmaya başladığı, soğumaya yüz tuttuğu devreye varalım. İçi kızgın ateş, dışı ise yavaş yavaş sakinleşmekte olan bu arz küresinin başında durup, bugün şahit olduğumuz eşyanın isimlerini birer birer sayalım. Sözlükteki bütün isimleri burada sıralayacak değiliz. Sadece konuya ışık tutmaya yetecek birkaç kelimeyi hatırlayalım: 
El, ayak, kanat, göz, ince bağırsak, pankreas, pençe, gaga, tırnak, dal, kök, yaprak, çam, söğüt, elma... 

            Bu kelimelerle evrim safsatasına bir bıçak atalım, sonra bunlara yeni kelimeler ekleyelim. Bu gün dünyamızda hayat süren bitki ve hayvan türlerini sayalım birer birer. Her birinin organlarını tek tek hatırlayalım. Ve soralım kendimize: bütün bunlar sonsuz bir ilim ve hikmetten haber vermiyorlar mı? Bunların bir ateşin soğumasıyla kendi kendine, zamanla evrim geçirerek meydana geldiklerine nasıl inanılabilir?.. 

      Yine mâziye dönüyoruz. Dünya dayanmış döşenmiş. Boş bir saray gibi, misâfirlerini bekliyor. O an kâinatta olmayıp, bugün iç âlemlerimizi kuşatmış olan manevî hâdiseleri bir bir hayalimizden geçirelim: Sevgi, korku, merak, endişe, kin, merhamet, zulüm, kurnazlık, saflık, hırs, umursamazlık, şefkât... 

      Bütün bunlar, yeryüzündeki canlılara nereden ve nasıl ithal edildiler? Sonsuz denecek kadar çok olan bu farklı karakterler, hangi evrimle vücut buldular? 

      Yaratılış ister âni olsun, ister milyarlarca sene sürsün. İnsan, ister doğrudan yaratılsın ister dolayısıyla. Şu soruların cevabı nasıl verilecek: Görmeyen kâinattan gören insanları kim çıkarttı? Bilmeyen şu âlemden, bilen meyveleri (insanları) kim süzdü? Hissetmeyen, sevmeyen, korkmayan şu saraya, bu hissiyatla donatılmış misafirleri kim getirdi? Görmemek nasıl evrim geçirdi de görmek oldu? İşitmemek işitmeye, anlamamak anlamaya nasıl inkılâp etti? Can nedir bilmeyen bu kâinat ağacı, canlı meyveleri nereden elde etti?.. Akıllara durgunluk veren bu olayları cahil unsurların uzun süre beklemesiyle izah etmek mümkün mü? 

         Şimdi bir perde daha gerilere gidelim. Kâinatın şu hazır hâle getirilmek üzere ilk hareket noktasına hayalen uzanalım. O noktadan evvel hiçbir mahlûk mevcut değil. Şu sayacağım kelimeleri hayalimizden sıra sıra geçirelim: Su, taş, hava, yıldız, ay, gezegen, güneş, demir, azot, krom, nikel, dağ, ova, sema, samanyolu, cazibe, radyoaktif dalgalar, elektrik... Ve daha niceleri. 

       Bu eşyanın yoktan yaratılışı, sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse nasıl izah edilecektir? Dünkü boş arsada bugün bir köşk görüyorsak hemen soruyoruz: “Bu köşkü kim yaptırdı?’ sorusu değil aklımızdan, hayalimizden dahi geçmiyor ki; arsa evrim geçirdi de köşk oldu diyelim. O halde, yokluk üzerine halk ve inşa edilen bu kâinat için, bu safsata nasıl ileri sürülebiliyor. Yokluk, evrim geçirdi de varlık mı oldu? 

      Bütün bunlar bir yana, şu sorunun cevabını arayalım: Dünya ile güneş başlangıçta aynı mahiyette iken, dünya okyanuslarla, ormanlarla, hayvanlarla, insanlarla doldu da beriki neyi bekliyor. Niçin evrim geçirmiyor? Çok iyi biliyoruz ki o da tekâmül etse ortada ne güneş kalır, ne dünya. O halde, soruyu şöyle değiştirelim: Güneşin tekâmülüne kim müsaade etmiyor? 

        Bazıları, Darwin’in yaratıcıya inanan bir evrimci olduğunu iddia ederler. Ben aksini savunacak değilim. Yalnız, şu var ki, bir evrimci yaratıcıya inanıyorsa, savunduğu teori ile bu inanç birlikte düşünüldüğünde, ortaya şöyle garip bir tablo çıkar: “Bu kâinat, bir yaratıcı tarafından güneşi, ayı, yıldızlarıyla; havası, toprağı, yer altı kaynaklarıyla, tam tamına canlıların yaşayabilecekleri şekilde yaratılmış. Sonra, artık o yaratıcı işe karışmamış... Evrimle, isteyen deve olmuş, isteyen tilki, isteyen maymun olmuş, isteyen insan, isteyen elma vermiş, isteyen zeytin. 

      Evrimi, Darvin’den de önce savunan Lamark şöyle diyor: “Zürafanın atası, geyiğe benzeyen ve boynu uzun olmayan bir tip idi. Ortamda yeterince ot bulamayınca ağaç yapraklarını yemeye mecbur kaldı. Alt yapraklar bittikçe daha yükseklere erişebilmek için çabaladı. Böylece boynu uzadı, nesilden nesile geçtikçe daha fazla arttı ve bugünkü zürafa ortaya çıktı.” 

      Bu iddiayı ciddiye alanlara soralım: Zürafa boynunu uzattı ki, ağacın yukarı kısmındaki yapraklarını yesin, deniliyor. İyi ama, meyve ağaçları niye meyve verecek şekilde evrim geçirdiler. Meyveleri kendileri mi yiyeceklerdi, yoksa yavruları mı? İnsanın hizmetine verilen at, bu çevikliğini otları yakalamak için mi kazanmış dersiniz? Öküz, yükümüzü taşımak için mi güçlü oldu? Tavuk, elimizden kaçmamak için mi uçamayacak şekilde evrim geçirdi? 

        Âlemdeki varlıklar için, “mektubat-ı rabbaniye” tâbiri kullanılmakta... Yâni, her varlık bir ilâhî terbiyeden geçmiş, çok mânâlar yüklenmiş, ayrı bir şahsiyet kazanmış ve bir rabbanî mektup olmuş. Bu mektupların mürekkebi: Atomlar. Bir materyaliste göre, mektupları mürekkepler yazmışlardır. Tabiatçıya göre mürekkebin mektup olması tabiîdir. Ve bir evrimciye göre; “Mektuplar mürekkeplerin çok uzun süre beklemesiyle yazılmışlardır!” 

      Kâinat kitabının mürekkebi atomlardır, dedik. Bu atomlar ilâhî kudret ile var edilmişler ve yüz kadar elementten sonsuz denecek kadar çok yıldız, güneş, gezegen yaratılmış. Bunların tamamına birden kâinat diyoruz ve onun kendi kendine var olmayacağını, yahut bir başka kâinatın evrim geçirmesiyle meydana gelemeyeceğini çok iyi biliyoruz. 

      Güneş sistemimize bakalım: O da ayrı bir sistemin evrimleşmesiyle ortaya çıkmış değil. 

       Bugün her türün ayrı bir genetik yapıya sahip olduğu ispat edilmiş durumda. Canlılardaki, terbiye fiili, bu genetik yapı ve bu ilâhî program üzerine cereyan ediyor. O sonsuz ilim ve kudret sahibi, milyarlarca çekirdeği, yumurtayı, nutfeyi harika bir terbiyeden geçiriyor. Âdetâ noktalardan kitapları, damlalardan ummanları çıkarıyor... 

       Evrim felsefesini dâvâ edinenler bu sonsuz rahmeti ve bu ilâhî terbiyeyi hiç nazara almazlar ve insanlara şöyle seslenirler: “Ne bu âlem düşünülmeye değer, ne de kendi varlığınız! Siz bunları bir tarafa bırakınız! Sadece ve sadece ilk insanın hangi hayvandan evrimleştiğine kafa yorunuz!..”

Prof.Dr. Alaaddin Başar

  

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 3 Yorumlar| Trackback



 

 

       Sertifikasyon almayı düşünen bir yazılım geliştirici veya sistem uzmanıysanız yada sadece bilgi seviyenizi test etmek istiyorsanız, Microsoft'un "Are you Certifiable" çevrimiçi oyunu ilginizi çekebilir.

       Yazılım geliştirme ve IT Pro disiplinlerine göre iki seçenek sunan bu eğlenceli oyunu oynamak için yapmanız gereken, www.areyoucertifiable.com adresine gitmek.

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 0 Yorumlar| Trackback



Nokia telefonların sar değerlerini öğrenmek için buraya tıklayınız.  

     Vücudun 1 kg sinin sıcaklığını 1° C yükselten elektromanyetik güç miktarına SAR değeri denir.
     SAR=4 Watt/kg.Bu değerin 10 da biri meslekleri gereği elektromanyetik alanlara maruz kalanlar için (0.4 W/kg), 50'de 1'i ise genel halk maruziyeti için (0.08 W/kg) limit değeri kabul edilmiştir.Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1996 yılından beri yürütülen Elektromanyetik Alan Projesinde (WHO-EMF Project) cep telefonu SAR değerleri için üst sınıra (0.08 W/kg) yakın olan 0.1 W/kg SAR değeri önerilmektedir. Bu değerin üzerindeki cep telefonları tercih edilmemeli. 

      İnsan vücudunda bir derecelik sıcaklık artışına neden olan elektromanyetik güç yutulması sınır değer olarak kabul edilmiş. Normal vücut sıcaklığı 36,5 derece, bu 37,5 olursa ve bu birkaç gün sürerse insan vücudu bunu düzenlemekte zorlanıyor ve kısa dönemli olumsuz etkiler baş gösteriyor. İşte bu sınır  eşik olarak kabul edilmiş. Genetik, psikolojik, biyolojik benzeri etkiler işin içine katılmamakta.

      Cep telefonlarının en çok radyasyon yaydığı zamanlar, telefon çaldığı ve çevirdiğiniz numaranın bağlandığı anlardır. Bu sırada telefonu baş bölgesinden uzakta tutmak gerek. (Gelen çağrıyı açtıktan veya karşı taraf görüşmeye açtıktan 1-2 saniye sonra cihazı kulağa götürmeli.)

  KISA VADELI ZARARLARI (24 saat)

- Kulak çınlaması ve kulaklarda ısınma.

-Yoğun stres ve yorgunluk hissi.

- Kan hücrelerinin bozulması.

- Bas ağrıları ve sersemleme.

Sağlığınızı önemsiyorsanız SAR değeri açıklanmayan özellikle Çin malı telefonlardan kaçınmanızı öneririm.

Sektörün önde gelen firması Nokia telefonların sar değerlerini öğrenmek için buraya tıklayınız.

 

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 0 Yorumlar| Trackback



Giydiğimiz gömlekten aldığımız cep telefonuna,tatil anlayışımızdan tatlı zevkimize kadar insanların gündelik yaşamında olacak yenilikler yeni yılda ne durumda? 2009 un trendlerini  tahmin etmek pekte güç değil.İşte yeni yılın trendleri:

Çiğ Köfte:)

Çiğ Köfteciler internet kafelerle yarışacak hale geliyor.Neredeyse her köşede mevcut olacak.Devlet şehir nüfusuna göre yeni çiğ köfteci açılmasına izin verecek:)Öyle hale geldiki gazetelerde çiğ köftecilerin" bayilikler verilecek" reklamları dolaşmaya başladı:S

Kahve Dünyaları

Gençler arasında artan kahve tutkusu bu yıl da süreceğe benziyor.Kahve zincirleri tüm şehirleri sarmaya başladı. 

Canlı Renkler Ön Planda

Canlı renkler bu yıl çok moda. Özellikle mavi ve fuşya. Topraktonları daha bej hale gelecek.

 

GPS Destekli Cep Telefonları

Telefonunu yenileyenlerin ilk aradığı özellik Gps olacak.GPS destekli cep telefonları kapış kapış gidecek.

 

 

Organik Elbise

Son yılların yükselen trendi olan organik kumaşlar 2009'a damgasını vuracak. Hem sağlıklı hem de kullanışlı organik kumaşlar, artık daha fazla hayatımızda olacak.

Doğa Turizmine Doğru

Doğayla baş başa geçen bir haftalık tatil, hem bütün yorgunluğunuzu alacak hem de sizin için farklı bir deneyim olacak. Macera tatili de yükselişte.

Hibrit Arabalar

Hem maliyet hem de çevre dostu yakıtlar,araba üreticilerini hibrit araba üretiminde artışa itiyor.Arabalar rampa aşağı elektirik depolayacak.Artık enerji kaybına tahammül yok.Geçte olsa anlaşıldı!

 

 

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 1 Yorumlar| Trackback



 

Microsoft'un son işletim sistemi Windows 7(Beta)  9 Ocak 2009 itibariyle www.microsoft.com/windows7 internet adresinden indirime açıldı..

           Windows kullanıcısının sistemleri üzerinden Microsoft’a yaptıkları geri bildirimler dikkate alınarak geliştirilen Windows 7 de,Vista da karşılaştığımız sinir bozucu durumlarla karşılaşmayacağız.Bill Gates in tabiriyle "kullanıcı dostu bir sistem" yaratıldı.Windows 7 daha uzun pil ömrü,daha az bellek,daha az uyarı ekranı ve sistemi daha hızlı açıp kapayabilme özellikleriyle kullanıcıların artık zamanlarını çok daha verimli kullanabilecekleri hale getirildi.

Mouse tarihe karışacak   

Çoklu temas özelliğiyle ekran üzerinde dokunma ile mouse ile yapabileceğimiz her şeyi gerçekleştirebileceğiz.Bu özellikte en dikkat çekici kısım kullanıcının bilgisayar ekranında yapacağı birkaç parmak dokunuşuyla istediği dosyaya, bilgisayara veya cihaza hızlı biçimde ulaşıyor olması.Iphone dan tanıdık olduğumuz parmak etkileşimini artık bilgisayarlarımızda kullanacağız.

            Çoklu Temas(Multi Touch)

         Windows 7 ,Xp den Vista ya geçmemekte ısrar eden kullanıcılar için yaratıldı adeta.Hem Xp kadar uyumlu ve hızlı,hemde çok beğenilen Vista arayüzünün daha da gelişmişi.Hala Vistaya geçmeyen kullanıcıların Xp den direk Windows 7 ye geçeceklerini tahmin ediyorum.Betasını indirip denemenizi tavsiye ederim.

                  Geliştirilen Arayüz

 www.emrekorkoca.com

Bu yazıyı diğer sitelerde paylaş

E-mail | Permalink | 1 Yorumlar| Trackback



Takvim

<<  Eylül 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910

Etiketler

Etiket bulutunu görüntülenemiyor!Flash yada Javascript desteğiniz yok.
<

Son Yorumlar

Hakkımda

Emre KÖRKOCA;Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nde tamamladı.

İletişim:0505 233 70 72





Haftanın Sözü

Hayatı yokuşa çıkarken yaşarsınız,zirvede otururken değil.

Uyarı

Her hakkı saklıdır.İçerikler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz!Kişisel görüşleri barındıran bir blogtasınız.Yorumlar site sahibi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Emre KÖRKOCA

© Telif Hakkı 2010

Giriş